Kayıtlar

Ya sonrası?

 Buraya bile özür beklediğimle ilgili uzun bir paragraf yazmışım. Farkında olmadan bununla aslında kafayı bozmuşum. İyi haber şu ki sonunda içlerinden biri özür diledi. İçimde bir yerlerde bir rahatlama hissediyorum. İyileşmiş gibi hissettim gerçekten ilk duyduğumda. Artık düşünmeyi bıraktığım bu özür senaryosu; bir gece rüyamda görüp bir paylaşım yaptıktan hemen sonra beklemediğim anda geldi. Ne diyeceğimi bilemedim adeta dilim kitlendi. Aklımdan hızlıca geçen düşüncelere yetişemedim, sanırım biraz streste oldum. Zaten demenin hayalini kurduğum hiçbir şeyi demek istemedim. Sadece onun düşüncelerini, neden özür dilediğini, neler yaptığını merak ettim ama kendi hiçbir düşüncemi pekte paylaşmak istemedim. Sanki bir şeyler anlatsam kaybedecekmişim gibi hissettim. Söylediği güzel, motive edici laflar aslında bilsemde son zamanlarda duymaya ihtiyacım olandı. Bu sözlerin ondan gelmesi de şu sıralar beklediğim bir şey yine değildi tabii ki. Hayatta neyin ne zaman nasıl olacağı hiç belli o...

Unutmuşum.

 Yazı yazmayı ne kadar sevdiğimi unutmuşum. Küçüklüğümden beri bırakmadığım ve bana çok iyi gelen günlük tutma hobim son 2 senedir benden çok uzakta. Neden artık yazamadığımı bilmiyorum. En azından son bir sene bu blogta ya da ekşide içimi dökerdim. Şimdi fark ettimki bunları bile bırakmışım. 3-5 cümle olsa da bir şeyler yazayım diye ilk adımlarımı atmaya başladım. Dün çok beğenerek dinlediğim bir şarkının hızlıca bir çevirisini yaparak kısa bir yazıyla 'comeback' yaptım. Ne yapmam gerektiğini hala bilmiyorum ama en azından en yapılabilir şeyler için ufak adımlar atmak istiyorum. Bu yazıyı yazmak bile benim için bir başarı sayılabilir çünkü üşengeçliğimi artık geri de bıraktığımı hissettiren bir adım. En son Eylül'de buraya yazmışım o zamandan bu zamana o kadar çok şey yaşandı ki buraya olan biteni sanırım uzun uzun yazacağım bir gün. Şimdilik sadece minik bir giriş yeterli. Seni çok özledim günişş fiziksel günlüğümm sana da döneceğim.🤍 İlham olan 'comeback'  • BTS...

Haydutlar ve İyiler.

"Dünyada insanlar ikiye ayrılır: iyiler ve haydutlar. Haydutlar, düzen gereği her zaman kazanır; çünkü herkesi kendileri gibi bilir ve ona göre davranırlar. Senin benim gibi iyilerse herkesi kendimiz gibi bildiğimizden gafil avlanırız." İyi olmak belki de sandığımız kadar güzel değildir. Düşünceli, anlayışlı olmak, hassas davranmak belki de sadece karşı tarafın işine yarayan eylemlerdir. İyi olmak tabi ki de kendine yararlı olma işi değildir ama biraz öyle olmalıdır. Birileri için bir iyilik yaptığında zarar gören bir taraf olmamalı, kendinden bir parçanı kaybetmemelisindir. Eğer yaptığın her güzel davranışın sonucunda zarar gören, incinen sensen; nerede hata yaptığını düşünme vaktin gelmiştir. Evet, bunu kabul etmek gerek. Bahsettiğim yaptığın şeyin karşılığını almak değil, sadece sonucunda iki tarafında huzurlu olmasıdır. Kimse haddinden fazla anlayışlı olmamalı, birine kendinden çok güvenmemeli, acısıyla gerektiğinden fazla empati kurmamalı, derdini derdi yapmamalıdır. Mes...

Gelmeyen özür(ler).

Şimdiye kadar kimsenin yaptığı şey için özür dilememesi, son seferinde iyice çarptı ruhuma. Toparlanmaya zorladığım ruhumu, bile isteye riske atıp tekrar dağıtmak... Ruhumun kendi dili olsa kesin o da kırardı beni. Birilerini kırmak, gönlünü almaya çalışmamak hatta yalandan bile olsa "kusura bakma" dememek... Ne kadar da kolay, öyle değil mi? Bir insana ne yaptığını, ne hissettirdiğini fark etmek ve egona yenilmeden yanlışını kabul etmek... Böyle duyguları yaşamak için kendine izin vermek, kabullenmek, sorumluluğunu almak zayıf insanların işi değil maalesef. Ama zor yollardan edindiğim bu gücün, başkalarının da edinebildiğini düşünmek benim zayıflığım. Özür dilemek, teşekkür etmek, takdir etmek gibi eylemler anlamsızca kullanıldığında kolay olsa da yürekten söylemek çok ama çok zordur. Özellikle özür dilemek. Geçiştirmek, konuyu kapatmak, vicdan mastürbasyonu olarak kullanmak dışında gerçek işlevinde kullanıldığı zaman nasıl da huzur verir herkese! Yürekten özür dileyen, omzu...

Karar verdim.

 Ben artık tam olarak karar verdim. Evet, 2. bir üniversite kesinlikle okuyacağım. İstediğim bölümü kazanma ihtimalim düşük ama onu kazanamazsam B planı olan bölümü illa tuttururum gibi geliyor. Tabi ikisi de kolay olmayacak farkındayım ama varımı yoğumu ortaya koymaya hazırım. Durumun ciddiyetinin farkındayım gibi hissediyorum bu sefer. Oturup çalışacağım, başaracağım başka şansım yok. C planım ise bu iki bölümden biri olmazsa yüksek lisans yapacağım yani başvuru da bulunacağım. Tabi yüksek lisansı kazanırsam nasıl reddediliyor ya da ne zaman açıklanıyor, çakışır mı, bir sorun olur mu tam emin değilim ama sorun olmaz diye düşünüyorum. Neden hepsini aynı anda yapmaya çalışıyorum çünkü kaybedecek 1 senem dahi yok, bu evde geçirecek 1 seneye daha tahammülüm yok. Gerekirse gittiğim yerde hem çalışır hem okurum ama kesinlikle gitmeliyim. Umarım A planım gerçekleşir çünkü çok istiyorum. Eskiden asla olmam dediğim bir meslekti ama şimdilerde en çok olmak istediğim şey oldu. Belki de sevm...

Katlanamıyorum.

Aileme tahammül edemiyorum artık. Ailem demek doğru olur mu bilmiyorum ama sanırım tahammülümün kalmadığı kişi annem. Güzelce iletişim kurmak istiyorum, deniyorum ama yapamıyorum. Sakin ol diyip duruyorum kendime ama beceremiyorum. Küçükken de çabuk sinirlenirdim ama hiç kötü konuşmazdım annemle sadece bağırır çağırır ağlardım. Şimdi direkt tersliyorum istemsiz, çok gıcık konuşuyorum ya da bir şeyleri fırlatıp alanı terk ediyorum. Sebebini de biliyorum aslında... Küçükken idare etmek zorunda kaldıklarımı bünye kaldırmıyor artık. 10'lu yaşlarda olgun olmaya çalışınca 20'li yaşlarda çıldırıyor maalesef insan. Çocukken hep annemi anlamaya çalıştım, neden böyle biri olduğunu neden bize böyle davrandığını anlamlandırmak istedim. Bu yüzden hep anneanneme sorular sorardım, hala da soruyorum. Hani bir söz var ya "kadın olarak annemi çok iyi anlıyorum ama kızı olarak ona çok kırgınım" gerçekten durumu bundan daha iyi anlatabilecek bir söz yok. Annemi anlıyorum ama bu benim üzü...

Silkelendim.

 Her zaman her şeye temkinli yaklaşan biri olmuşumdur. Güvenirim ama kolay kolay kendimi birilerine teslim edemem, içimi açamam. Ama son zamanda ne olduysa büyük bir salaklık yaptım ve çok ama çok kısa süredir tanıdığım(!) birine inanmayı seçtim. Hatta buna bir seçim demek kendimi kandırmak olur çünkü bildiğin beynimi kapatıp kendimi kaptırdım. Uzun süredir tanıdığım insanlara bile bu denli güvenmiyorken neden ona bu kadar hızlı güvendiğimi anlamlandıramadım. Belki de birilerine güvenmeye, ilgi göstermeye, farklı sohbetler etmeye, yeniliğe ihtiyacım vardı. Bu kısa süre boyunca ufak pürüzler -görmezden gelmemem gerekenler- dışında bir sorun yoktu. Onun için çok heveslenmiştim hatta beni heveslendiren kendisiydi. Kötü bir şey olacakmış gibi hissetmemiştim bile bu sefer. Tabi geçen gün hayatımdan bir anda çıkana kadar. Tek kelime dahi etmeden, özür bile dilemeden, nedenini söylemeden sadece ortadan kayboldu. Sanki hayatıma hiç öyle biri girmemiş her şeyi kafamda uydurmuşum gibi hisset...